Open Dictionary

Dini Terimler Sözlüğü

Ülke Kelime Açıklama
Türkçe / Turkish ZULM (ظلم) Cefa, eziyet. Adâletsizlik, haksızlık. Başkasının hakkına tecâvüz etmek.
Türkçe / Turkish ZUHÛRÂT (ظهورات) Ortaya çıkan, meydana çıkan, görünen, tecelli eden, baş gösteren hâller. Birden oluveren, hesapta olmayan, umulmadık, sürpriz şeyler.
Türkçe / Turkish ZUHÛR (ظهور) Ortaya çıkma, meydana çıkma, görünme, tecelli etme, baş gösterme.
Türkçe / Turkish ZUHRUF SÛRESİ (زخرف سوره سى) Kur’ân-ı kerîmin kırk üçüncü sûresi.
Türkçe / Turkish ZUHR-İ ÂHİR (ظهر آخر) Son öğle namazı, âhir zuhur. Cum’a namazının son sünneti ile vaktin sünneti arasında kılınan namaz.
Türkçe / Turkish Zuhr Vakti (ظهر وقتى) Öğle namazı vakti. Güneşin zevâlden yani tepe noktasından ayrılıp yere dikili bir çubuğun gölgesinin yere düşmeye başladığı andan, çubuğun gölgesinin bir veya iki misli olduğu zamana kadar devam eden vakit.
Türkçe / Turkish ZUHR (ظهر ) Öğle.
Türkçe / Turkish Zirâ’ (ذراع) Kırk sekiz santimetrelik bir uzunluk ölçü birimi.
Türkçe / Turkish ZRÂʽ (ذراع) Kırk sekiz santimetrelik bir uzunluk ölçü birimi.
Türkçe / Turkish Zûr (زور) Güç, kuvvet. Yalan, asılsız, uydurma.
Türkçe / Turkish ZOR (زور) Güç, çetin.
Türkçe / Turkish ZİYÂRET TAVÂFI (زيارت طوافى) Mekkeli olan veya olmayan her hacı namzedinin Arafat vakfesini yaptıktan sonra farz olan Kâbe-i Muazzama’yı tavafı. Tavâf-ı İfâda.
Türkçe / Turkish ZİYÂRET (زيارت) İhrâmlı olarak tavaf, sa’y, vakfe gibi haccın menâsikini zamanında ve usûlüne muvafık şekilde yerine getirme. Görüşmeye gitme.
Türkçe / Turkish ZİYÂN (زيان) Zarar, kayıp.
Türkçe / Turkish ZİYÂFET (ضيافت) Misafir etme, misafire ikramda bulunma.
Türkçe / Turkish ZİYÂ (ضياء) Işık, aydınlık.
Türkçe / Turkish ZÎ-ŞÂN (ذى شان) Şanlı, şerefli.
Türkçe / Turkish ZÎŞÂN (ذى شان) Şanlı, şerefli.
Türkçe / Turkish ZİRÂÎ (زراعى) Zirâate ait, zirâatle alakalı.
Türkçe / Turkish ZİNNÛREYN (زى النورين) Resûlullah aleyhisselâmın iki kızı ile evlendiği için “İki nûr sahibi” mânâsına Hazret-i Osman’a verilen lakab
Türkçe / Turkish ZİNHÂR (زنهار) Sakın! Aslâ!
Türkçe / Turkish ZÎNET EŞYASI (زينت اشياسى) İhtiyâcdan fazla olup, hoşa giden, tatlı olan ve insanın kıymetini, şerefini korumaya yarayan şeyler. Râhat yaşayabilmek için lâzım olmayıp, zevk için, süs için, saygı toplamak için kullanılan fazla şeyler.
Türkçe / Turkish ZÎNET (زينت) Süs, ihtiyaçtan fazla olup, tatlı gelen, hoşa giden şeyler. Başkalarını imrendirecek, onlara üstünlük sağlıyacak, öğünecek şeyleri yapmak.
Türkçe / Turkish ZİNÂ HADDİ (زناء حدى) Usûlüne göre sâbit olan zinâ suçundan dolayı tatbik olunacak had cezâsı.
Türkçe / Turkish ZİNÂ (زناء) Kadın ve erkeğin aralarında nikâh olmadan gayrımeşrû münâsebette bulunması.
Türkçe / Turkish ZİMMİYYE (ذميه) Ehl-i zimmetten olan kadın. Kendisiyle zimmet anlaşması yapılan İslâm devletinin gayrımüslim kadın vatandaşları için kullanılan tabir.
Türkçe / Turkish ZİMMÎ (ذمى) İslâmın kuvveti ve büyüklüğü karşısında, küçüklüklerini anlamış, cizye vermeği kabûl ederek islâmın hâkimiyetine ve adâletine sığınmış gayr-i müslim vatandaş. Ehl-i zimmet.
Türkçe / Turkish ZİMMET (ذمت) Himâye, sahiplenme. Bir emânetin, malın, paranın muhafazasını, bir borcu, mes’ûliyeti üzerine alma, üstlenme, bu maksatla teslim alınan şeyler.
Türkçe / Turkish ZİLZÂL SÛRESİ (زلزال سوره سى) Kur’ân-ı kerîmin doksan dokuzuncu sûresi.
Türkçe / Turkish ZİLYED (ذى اليد) Bir malı bilfiil elinde tutup, mâlikin tasarrufu gibi tasarrufları sabit olan kimse.